SİNİR SİSTEMİ
::::::::::::::::::::::::

 

    

SİNİR sistemi, vücudun hareket ve duygu işlevleri ile organizmasının gerek çeşitli parçaları arasında, gerekçe dış çevre ile vücut arasındaki ilişkiyi ve ilgiyi sağlar.

 

Bütün canlıların, özellikle insanlar ve hayvanların, biyolojik sınıflandırmada konumlandıkları gruba ve sıraya göre, çeşitli duyma, hareket etme ve beslenme ile üreme biçimleri vardır. Yüksek omurlular sınıfına giren insanlarda yukarıda yer alan işlevlere eklenen bilinç, akıl ve zekâ yetileri bulunmaktadır. Bütün bu türlü çeşitli işlevleri yöneten organların bütününe sinir sistemi, bu konuyu inceleyen bilim dalına ise Nev­roloji (Neurologia) adı verilir.

 

Sinir sistemi anatomik açıdan üçe ayrılır:

1 Boyin-Omurilik sinir sistemi (Merkezi sinir sistemi)

2  Çevresel sinir sistemi (Periferik sinir sistemi)

3  Sempatik sinir sistemi (Sempatik veya Otonomik sinir sistemi)

 

Fizyoloji (Canlı organizmanın çalışması­nı inceleyen bilim dalı, vücudun, dolayısıyla: organ ve sistemlerin görevlerini inceler) insanlarda sinir sistemini ikiye ayırır:

1  Dış çevre ile ilgi ve ilişkiyi sağlayan si­nir sistemi

2  Organo-vejetatif işlevleri yöneten sinir sistemi (Organo: Organ anlamını taşıyan örnek, Vejetatif: İstemdışı çalışan).

 

Yemeği sindirmek, nefes alıp vermek, yıkım ürünlerinin atılması organo-vejetatif işlevlerdir, bunlara gelişkin bir diğer örnek olarak; çevre ısısı düştüğü zaman sinir sisteminin derideki kılcal damarları büzerek, vücudun ısı kaybını azaltmasını gösterebiliriz. Sinir sistemi bu tür işlevleri yerine getirirken, sistemin diğer öğeleri ve hormonlar ile sıkı bir işbirliği içindedir. Hormonların etkisi, sinir sisteminin hızlı tepkisinden daha uzun sürelidir.

Sağlıklı bir yaşam sürdürmek, yalnızca organların kendilerinden bekleneni eksiksiz ve yanlışsız yapması ile gerçekleşmez. İnsanın kendisinde ve çevresinden olup bitenlerden haberdar olması, hatırlaması, gelece­ğini planlaması ve düşündüklerini gerçekleştirme çabası içinde olması gereklidir. Bütün bu zihinsel çabalar özellikle beyin ve sinir sistemince yaratılırlar.

İnsanın beyni, tüm başarılarına karşın, içerdiği özellikleri ve yeteneğini büyüklüğüyle sergilemekten uzaktır. Bir filin beyni, insan beyninden kat kat büyük ve ağırdır. Zekâ geriliği gösteren çocuk ve yetişkinlerin beyni, normal bir insanınkinden daha ağır olabilir. Vücut ağırlığıyla oranlandığında da en ağır beyin insanınki değildir: İnsan ağırlığının ortalama 1 /50'si beyinken, maymunda bu oran 1/20'dir. Beyin ağırlığı konusunda gözlenen ve gerçekliği kabul edilen olgu, evrim boyunca yetenekler ve beceriler arttıkça insanın beyninin ağırlaştığıdır.

Beyin ile içinde yer aldığı vücut arasındaki ilişkilerin araştırılması ileri aşamalara götürülmüş, beyin ile zihin bağlantısı keşfedilmeye çalışılmıştır. Sibernetik, biosibernetik bilimlerinin ardında yatan, bu ilişkilerin incelenerek bilgisayara aktarılması düşüncesidir.

İnsanın, evrenin sırlarını araştırmakta kullandığı kendi beyninin sırlarını henüz çözememiş olması şaşırtıcıdır. 14 ile 30 milyar arasında değişen sayıda hücreli, 1.350 gramdan biraz daha fazla ağırlıkta, sıvımsı, desteksiz bir yere konduğunda muhallebi gibi yayılan bir oluşum olan insan beyninin aynı görevlerini yapabilecek bir bilgisayar henüz yapılamamıştır. Yapılabildiğinde de bu bilgisayarın beyin boyutlarında olamayacağı kesindir.

Beyin ve beyine bağlı sinir sisteminin yapısı ve işlevleri son derecede karmaşık ve birbiri içine girmiş durumdadır. Sinir sisteminin görevini yapabilmesi için bir uyarı, bir mesaj alması gereklidir. Bu amaçla, vü­cudun emrinde özel algılama hücreleri bulunmaktadır (Reseptörler — Alıcılar —). Alıcı'ları etkileyen olgulara uyarı adı verilir. Ekstroseptörler adını verdiğimiz duyu organlarımız çevreden kaynaklanan uyarıların algılanmasına yöneliktir. Vücut içindeki uyarıları İnteroseptörler algılarken, kaslar, kirişler ve sinovyai kapsüllerde de aynı görevi Proprioseptörler üstlenir. Alıcılar bir uyarıma tepki gösterdiği zaman, sinirlerce iletilen bir işaret verilmekte, buna sinir dürtüsü denmektedir. Sinir dürtüsü, sinir boyunca taşınan elektriksel akımlardır ve bunları harekete geçiren olgu, yukarıda da belirtildiği gibi, mekanik, kimyasal, ısısal, osmotik, elektromanyetik veya doğrudan elektriksel olabilir. Olgu ne olursa olsun, sinirlerdeki enerji iletimi hep elektrikseldir, akım da potansiyelde bir değişimdir. Sinirsel iletim elektriksel olmasına karşın, iletim hızı bir bakır telde ilerleyen elektrik akımından farklıdır: Herhangi bir elektrik akımı, bakır telden; saniyede 289.274 km. hızla geçerken ışık hızına hayli yaklaşmaktadır, oysa sinirde bu hız saniyede 105 metredir. Sinirsel iletim en hızlı anında saatte 442.25 km'ye çıkabilmektedir. Bu konudaki genel kural iletim hızının sinirin genişliğiyle oranlı olarak artmasıdır.

Sinir sistemi, yapısı ve konumuna göre üçe ayrılmaktadır. Beyin ve omurilik sinir sistemi ilerideki bölümlerde incelenecektir. Çevresel sinir sistemi, vücudun en uzak noktalarına kadar dallanarak uzanan sinirlerden oluşur. Beynin üst kısmından kafa sinirleri ve omurilikten spinal ( Omurilik ile ilintili) sinirler çıkar, dallar oluşturarak sayıca çoğalır ve uzarlar. İstemli sinir,sistemi, merkez ve çevresel sinir sisteminin birer. bölümünü oluşturur. Başka insanlar ile ilişki kurabilmekte yararlandığımız sinir sistemimiz budur, yürüme, mimikler, hareketler, konuşma gibi fiziksel işlevler bu sinir sistemince, duyuların sağladığı verilere göre yönlendirilir.

Dış dünyadan algılanan uyarımlar, sinir sistemince beyine taşınır, duyulara dönüştürülür, işlenir ve edinilen izlenimler yine sinir sistemince ilgili olduğu organa geri taşınır. Beyin, dış uyarımlar olmaksızın da hareket etmeyi sağlayabilir.

Sinir sistemi, sinir hücreleri ve yardımcı hücrelerince oluşturulur. Gliya hücreleri veya nevrogliya olarak adlandırılan yardımcı hücrelerin en sık rastlanan türü astrositler dir. Kılcal damarlar ve sinir hücreleriyle iliş­kide olan astrosltlerin görevi sinir hücrelerine besin taşımak ve kan-beyin engelinin temelini oluşturmaktadır. Oluşturdukları süzgeç işlevi! katman sayesinde kan damarlarından kolayca dokulara geçen maddeler beyin dokusuna daha yavaş ve daha az miktarda ulaşırlar.. Bu, zehirleyici bir maddenin beyni süratle etkilememesi için doğanın aldığı bir önlemdir. Beyin hastalıklarının tedavisinde özellikle kan-beyin engelini aşabilen ilaçların kullanılması nedeni de budur.

Bir sinir hücresinin, ya da diğer adıyla nevron'un, içinde bir çekirdek bulunan iri bir gövdesi ve iki türlü uzantısı vardır. Uzantılar ya dürtüleri hücreye taşıyan kısa, dallanma özelliği gösteren dentritlerdir ya da dürtüleri hücreden taşıyan uzun ve dalsız aksonlardır. Aksonlar bir bezdeki, kastaki veya bir diğer sinir hücresindeki dentritte sonlanırlar. Aksonlar 1 mm'nin yüzde bir kadar çapta olmalarına karşılık metrelerce uzunlukta olabilirler.

İki komşu sinir hücresinin uzantıları aracılığıyla birbiriyle ilişki kurduğu bölge olan Sinaps'ta, uyarım ile ilk ilişkide bulunan sinir hücresinin dürtüsü diğerine kimyasal maddelerin salgılanması yoluyla geçirilir. Sinir hücrelerinin tipleri işlevlerine göre belirlenir: Afferent (getirici) ya da duysal nevronlar dürtüleri alıcılardan merkez sinir sistemine taşırlar. Efferent (götürücü) ya da motor nevronlar dürtüyü ters yönde iletirler.

 

 

Akımı bir sinir hücresinden diğerine taşıyanlar ise internevron adıyla tanınırlar. Sinir hücrelerinin gövdeleri genellikle merkez sinir sisteminde yerleşiktir, bu sistem dışında küçük bir grup içinde (ganglion) de bulu­nabilirler.

Sinir; sinir lifleri diye tanımlanan uzun, beyaz, lifsi aksonlar topluluğudur. Sinirdeki her akson, yağlı bir maddeden oluşan miyelin kılıfıyla veya ilikimsî kılıfla çevrilidir. Bu kılıflar, bir aksondaki dürtünün bir diğerin-dekini etkilememesini, liflerin birbirinden ayrı kalmalarını sağlar. ilikimsi kılıf Schwann hücrelerince oluşturulan ikinci kılıfça korunmaktadır. Koruyucu işlev, özel bir doku yapısına sahip sinir hücrelerinin yenilenememesinden ötürü oldukça önemlidir. Doğuştaki veya doğuştan hemen sonra olu­şumu tamamlanan sinirsel yapı insanın yaşamı boyunca sürüp gitmektedir.

Akson sisteminde elektriksel akım ak­sonlar boyunca fazlalaşıp büyüyerek sistemin diğer ucuna başlangıçtaki kadar güçlü gelmektedir. Genel olarak sinirler zayıf uya­rımları iletemezler: Ya başlangıçtaki uyarım, sinir iletimini harekete geçirecek kadar güçlüdür ya da değildir. Sistem, ya hep ya hiç ilkesine dayanır. Aynı sinirden bir saniye içinde yüzlerce uyarım geçebilir. Bazı memeli hayvanlardaki sinir dokularında, deneysel olarak, saniyede bin uyarımdan fazlası ölçülebilmiştir. Genelde insan sinir dokuları saniyede yüzden az uyarım geçirmekle yükümlüdür.

Tepkileri istem dışı olan organlarımızın çoğunluğu iki karşıt yönde etkilenebilir, buna iyi bir örneği gözbebeği, daralma veya genişlemesiyle oluşturur, mesane ve bağırsaklar diğer örneklerdir. Bu olgular, otonomik sinir sisteminin sempatik ve parasempatik sinir sistemi olarak ikiye ayrılmasını gerektirir. ,

Sempatik sinir sisteminin etkileri insanın korku, dehşet gibi olağanüstü durumlardaki tepkilerinde gözlenir: Derideki kan damarlarının daralması, mide-bağırsak çalışmasının azalması, kalp atışının hızlanması gibi. Parasempatik sinir sistemi daha çok dinlenme süresi boyunca çalışır, gözbebeğinin daralması, derideki kan damarlarının genişlemesi, kalp vurumunun yavaşlaması bu sistemin etkilerine örneklerdir. Organlar her iki sistemden de uyarım alırlar, etkisi baskın olan sistem organı yönlendirir, değişimlerine neden olur. Sempatik sistem tepkisine tüm bedeni katar, parasempatik sistem ise daha çok belli organlar üzerinde etkili olmakla yetinir. Parasempatik sinir sistemindeki sinapslarda sinir dürtüsünün taşınması asetilkolin adı verilen kimyasal madde aracılığında gerçekleşir. Sempatik sinir sisteminde taşıyıcı görevi Adrenalin ve Noradrenalin (diğer adlarıyla Epinephrine ve Norepinephrine) üstlenir, bu maddeler Endokrinal (içsalgılı) organlardan Adrenal bezlerince salgılanır.

 

Ana Sayfa

 

 

HASTALIKLAR

AKCİĞER HASTALIKLARI

KARACİĞER HASTALIKLARI

KALP VE DAMAR HASTALIKLARI

MİDE HASTALIKLARI

BEYİN VE SİNİR HASTALIKLARI

KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARI

GÖZ HASTALIKLARI

CİLT HASTALIKLARI

AĞIZ VE DİŞ HASTALIKLARI

EKLEM HASTALIKLARI

KADIN DOĞUM HASTALIKLARI

RUH HASTALIKLARI

KEMİK HASTALIKLARI

BAĞIRSAK VE ANÜS HASTALIKLARI

CİNSEL HASTALIKLAR

BESLENME HASTALIKLARI

KAN HASTALIKLARI

SOLUNUM  HASTALIKLARI 

HORMON HASTALIKLARI

ERKEK HASTALIKLARI

KAS HASTALIKLARI

ÇOCUK HASTALIKLARI

BÖBREK VE İDRAR YOLLARI HASTALIKLARI

İLKYARDIM

 

Sağlık ve Tıp